<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Songül TOKER &#187; Öykü</title>
	<atom:link href="http://songultoker.com/tag/oyku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://songultoker.com</link>
	<description>Şiir Ve Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Jul 2011 17:03:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>İçimdeki Çocuk &#8211; Songül TOKER</title>
		<link>http://songultoker.com/yaz-gunuydu-songul-toker</link>
		<comments>http://songultoker.com/yaz-gunuydu-songul-toker#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 15:05:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Songül TOKER]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sevda]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://songultoker.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Güzel bir hazan mevsimiydi, gölün etrafında yürüyüş yaparken, çocuk parkının yanına gelmiştim. Oynayan çocukları görmek, onların gözlerindeki coşku ve sevinci yakalamak, beni daima mutlu ederdi. Çocuklarla oynamayı çok severim, o tertemiz dünyaları, hep büyülemiştir beni. Hemen boş duran salıncağa koşup, sallanmaya başladığımda, tüm yetişkinlerin gözleri üzerime çevrilmişti. Büyük olasılıkla beni garipsiyorlardı, oysa ben o anda, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft" src="http://lh3.ggpht.com/_ceMBSSnCjt4/S-0xTc8w6bI/AAAAAAAAEaI/hYOvb1q4cKU/Yaz_Resimleri.jpg" alt="" width="300" height="225" />Güzel bir hazan mevsimiydi, gölün etrafında yürüyüş yaparken, çocuk parkının yanına gelmiştim. Oynayan çocukları görmek, onların gözlerindeki coşku ve sevinci yakalamak, beni daima mutlu ederdi. Çocuklarla oynamayı çok severim, o tertemiz dünyaları, hep büyülemiştir beni.<br />
Hemen boş duran salıncağa koşup, sallanmaya başladığımda, tüm yetişkinlerin gözleri üzerime çevrilmişti.<span id="more-96"></span> Büyük olasılıkla beni garipsiyorlardı, oysa ben o anda, ne kadar mutluydum, bir bilseler. Sanki gökleri kucaklıyorum o anlarda, her seferinde daha da hızlanarak salıncakta sallanıyorum, bir an göklerin maviliğine erişirken, tekrar dönüyor ve işte ağaçların altın rengi yaprakları. Yemyeşil çimenlerle, çocuklar. Tekrar mavi, yeşilimsi göl ve gökyüzü arasında, alabildiğine hızlanmak, kucaklamak istiyorum dünyayı.<br />
Hafiften esen rüzgarın, tenimle oynaşması sırasında, içimdeki özgürlük duygusu çoğalarak büyüyor. Yeniden aşık oluyorum, doğanın o muhteşem ve esrarengiz güzelliğine. Tüm güzellikleri derin nefeslerle içime çekiyorum, içimdeki çocuğu yaşıyorum alabildiğine ve sınırsız. Buraya geldiğimde, her seferinde çocukluğumla yüzleşir, içimde canlı ve dimdik duran çocukluğum, ses ve görüntüye dönüşür, anılar benliğimi doldurur, dönerim içimdeki o günlere.<br />
Anımsadığım kadar 5 yaşlarında olmalıydım, ondan önceki dönemi çok hatırlamak istesem de, kıssa gölgelerin altında, bölük pörçük, tam duyamadığım, kesik sözcükler dizisi olarak anımsıyorum. Annem, babam ve 4 ablamla, bir ağabeyim ve bir ninem oluştururdu bizim aileyi.<br />
Ben Adana’da doğmuşum ve aileme daha doğduğum zamandan başlayarak şans getirmişim. Annem beni dünyaya getirdiğinde, Sabancı firmasında işçi olarak çalışıyormuş. Yeni çıkan kanun gereğince, doğum parası veriliyormuş ve ben de doğunca, fabrikada ilk kez, hakkı kullanan kişi annem olduğu için, ödülde verilmiş. Aldığı kendince büyük bir paraymış, daha sonra da bütün işleri yolunda gitmiş, o zamanlar mahallede ilk radyoyu, ilk gramofonu biz almışız.<br />
Büyük bir arsa üzerine kurulmuş olan evimiz vardı, girişte ki sağ tarafta büyük evde biz, tam karşıdaki evde ise 3 kiracımız otururdu. Ortada geniş avlumuz (bahçe) ve güneşten korunmak için yapılan çardak, üstü mevsiminde salkımları kocaman olan üzümlerle dolu olurdu.<br />
Babamda başka bir firmada çalışır, iş saatleri dışında hep çalışır, evde tamiratlarla uğraşırdı, her iş gelirdi babamın elinden, ama hep meşguldü. Ben doğduğumda babam, uğur olması ve benim uzun ömürlü olmam için, kavak ağacı dikmiş evimizin önüne. Ağaç benimle aynı yaşta olduğu için, onu çok severdim, benim olan bu ağacı en son, 11 yaşında gördüğümde çok şaşırmıştım. Öylesine uçsuz bucaksız büyümüştü, sanki tek hedefi, gökyüzüne ulaşmakmış gibi gelmişti bana.<br />
Ağacı gördüğümde, kendime sorduğum soruyu, dün gibi hatırlıyorum. ‘’Aynı yaşta olmamıza rağmen, ağaç neden bu kadar büyüye biliyor? Bu ulu ağacın içinde, sanki bir evren gizli ve ben o evrenin içinde sıkışan küçücük bir noktayım.<br />
Benim yaşadığım şehirde, Adana’da kar yağmazdı, Çukurova bölgesi olduğundan, yazları dayanılmaz sıcak, kışları da ılık geçerdi. Annem ilkbaharla birlikte, kışa kadar duracak olan, büyük leğeni avluya koyar ve içini hep su ile dolu tutardı, o su benim banyo suyum olarak kullanılırdı. Annem beni günde en az 2 – 3 kez yıkardı, oyunlara kaptırınca kendimi, ter ve toz içinde olur, annemde leğenden tas tas aldığı sularla beni yıkardı, hem de her kesin önünde.<br />
‘’En çok korktuğum insan kim’’ diye düşünecek olduğumda, aklıma gelen tek isim, annemin en samimi arkadaşı olan Sevim teyzedir. Sözde beni çok sevdiği ve tombiş (hafif şişman) çocuklara bayıldığı için, beni devamlı mıncıklar, kollarımı ısırırdı. Hala etimde olan onun diş izleri, gözlerimin önüne geliyor. Bana verdiği acılar sonrası, çığlıklarım hala kulaklarımda, ağlamam artarsa, annem kucağına alarak okşamaya başlar, beni avutmaya çalışan sözlerle teselli etmeye çalışırdı. ‘’O seni seviyor kızım’’ ama ben öyle sevilmeyi, asla sevmiyordum, ‘’neden annem karşı çıkmazdı böyle sevilmeme’’ diyerek çok düşünmüştüm.<br />
Acaba gece yatağı ıslatmam bu korkuların sonucumuydu? Çok utanırdım bu durumumdan, ağabeyimin arkadaşları gelirdi, Mehmet ve Zeki ağabey geldiklerinde, beni severler ve çoğu zaman kucaklarında uyurdum, sabah uyandığımda ıslaklık nedeniyle üşümüş, ürkek bir suçluluk duygusuyla kalkar ve kimseler bana kızmasa da, gün boyu çok utanırdım. Yatak ıslatmam nedeniyle, annem beni, iyileşmem için bol bol hocalara götürürdü, onlarda bana içilecek bir şeyler veriyorlardı, ‘’benim bir suçum yokmuş, şeytan beni kandırıyormuş.’’ Oysa benim şeytanım, Sevim teyze ve onun şiddet dolu, sevgi gösterileri olduğunu çok sonraları kavramıştım.<br />
Bir gün avluda oynarken, babam meyve ağaçlarının dallarını buduyordu, aniden dışarıdan geçen bir kişinin, avaz avaz bağırarak, ‘’dişçi, dişçi geldi, dişçi’’ diyordu. Babam elindeki işi aceleyle bırakarak, adama seslendi, ‘’içeriye gel dişçi.’’ Adam kara kuru, esmer çehreli bir insandı, elinde küçük bir sandıkla girdi avluya. Babamla selamlaştılar, babam beni göstererek, ‘’bizim ufaklığın ara sıra dişi ağrıyor, bir baksana.’’ Hayatımda ilk kez dişçi tanıyor ve merakla ne yapacak diyerek bekliyordum. Adam ağzımı açmamı emrettiğinde, babamın ağzını aç komutunu duyunca, sonuna kadar açtım. Adam ağzıma baktığında, ‘’oo bunun dişi çürümüş, çekilmesi gerekiyor.’’<br />
O dönemde, bu mesleği yapanlar Roman (Çingene) olur ve alet kutuları ile seyyar olarak dolaşırlardı. Yanındaki sandığı açarak malzemelerini çıkaramaya başladı, kerpeten, iğne gibi aletler aklımı başımdan almaya yetmişti, anladığım kadarıyla başıma güzel şey gelmeyecekti. Bu arada babamın annem ve ağabeyimi çağırmasıyla, bu korkum kesinleşmeye başlamıştı. Herkes sıkı sıkıya bir yerlerimi tutuyordu, kafamı, çenemi, ellerimi.<br />
Ne kadar uğraştılar bilmiyorum? Bana bir asır kadar uzun gelmişti, döktüğüm terler, gözyaşları. Bağırma imkanım bile yoktu, ağzıma koydukları kalın daldan dolayı, çenemi kapatma imkanım bile yoktu. Hayatımın ilk işkencesiyle tanışmış ve ilk işkencecilerim ise, en sevdiğim insanlar olan, ailem olmuştu.<br />
Bayılmış olmalıyım ki, uyandığımda adı dişçi olan, işkencecim gitmişti, beni de tekrar özgür bırakmışlardı. Annemin kucağında, beni şefkatle kucaklamış, saçlarımı okşuyor, ağzımdan sızan kanları siliyordu.<br />
Arenada saldırıya uğramış, öfkeli boğanın burun deliklerinden fışkıran ateş gibi, gözlerim nefret ve öfkeyle kısılmış, işkencecilerimi süzüyordum. İlk kez nefreti yaşıyor, gücümün yeteceğini bilsem, saldırmaya hazır şekilde, yumruklarımı sıkmıştım. Beni sevdiklerini sandığım, güvendiğim bu insanlar, yabancı biriyle birleşerek, bana işkence yapmışlardı.<br />
Öfkemden bas bas bağırmaya başladım, çığlıklarım yankılanıyordu avluda, ‘’artık sizi sevmeyeceğim, sizgden nefret ediyorum, beni öldürdünüz.’’ Çaresizce yere oturarak, acılarımla ağlamaya başlamıştım. Kendi dünyamda, yalnızca ben vardım, kimsenin bana dokunmasına izin vermiyordum. Günlerce ne yemek yedim, ne de kimseyle konuşuyordum. Babam günlerce gönlümü almaya çalıştı, çeşitli hediyeler aldı, ne yapsa faydasızdı. Çok inatçıydım, ta ki dişimin çekildiği yerin acıması geçinceye kadar işkencecilerimden nefret etmiştim. Sonrasında, babamın yaptığı bir teklifi kabul ederek, anlaşma yaptım,. Babam beni Lunaparka götürecekti, bunun karşılığında onu ve diğer işkencecilerimi affettim.<br />
O gün çekilen dişimin yerine, hiçbir zaman yeni bir diş çıkmadı. Bu gün, dilimin diş boşluğuna her değişinde o günü hatırlıyorum.<br />
SONGÜL TOKER<br />
S-Toker@web.de<br />
www.songultoker.com<br />
www.bizdunyacocuklari.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://songultoker.com/yaz-gunuydu-songul-toker/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

