Friday, May 7th, 2010

GÜLLERİN SULTANI BEYAZ GÜL – SONGÜL TOKER

Güller ailesinden; baba sarı gül, anne kırmızı gül, kızları beyaz gül, gezintiye çıkmışlardı.
Güller vadisine vardıklarında, baba kızına gururlanarak: “Nasıl buldun burayı Gülbeyaz?” diye sordu. Gülbeyaz, asil duruşuyla:
”Çok güzel, harika, harika” diyerek, içindeki o coşkuyu sözcüklere dökmeye çalıştı. Uçsuz bucaksız görünen gül vadisi, her renkten, her çeşitten, her kokudan, her boydan güllerle doluydu. Bu güzelliği anlatmaya söz bulamıyordu.
Gülbeyaz, gözlerini kapatarak, çeşit çeşit gelen gül kokularını soluyordu. Akşam eve döndüklerinde, o muhteşem görüntüyü unutamıyordu.
Kendi kendine, yine gül vadisine gitmeğe karar verdi.
Tüm gece, rüyasında vadide gezinen Gülbeyaz, yüzünü güneşin okşamasıyla uyandı.
Esneyerek gerindiğinde, gece boyu biriken çiğ damlacıkları, dökülü verdi yapraklarından.
Neşeyle babasının ve annesinin yanına koşan Gülbeyaz, onların hala uykuda olduklarını
görünce, yüksek sesle:
”Haydin uyanın! Sabah oldu” diye bağırdı.
Uykudan uyanan anne ile baba, kızlarının bu coşkusuna sevindiler.
Baba: ”Ne var Gülbeyaz, bu sevinç ne böyle?” diye sordu.
“Ben yine gül vadisine gitmek istiyorum, tüm gece orayı rüyamda gördüm”.
Annesi korku içinde: ”Olmaz, tek başına gidemezsin, ya başına bir şey gelirse?”
Gülbeyaz: “Ben onların prensesiyim, hepsi beni korur” dedi.
Babası: “Doğru söylüyor Gülbeyaz, kendi vadimizde hiç bir şey olmaz, üstelik kızımız büyüdü bence. Gitmesinin hiç bir sakıncası yok.”
”Teşekkür ederim baba!” diyerek yanağından öptü.
Gülbeyaz koşarak, gül vadisinin yolunu tuttu. Soluk soluğa geldiğinde, vadinin yamacına çıkarak, derin bir nefes aldı, tekrar gördüğü güzellik karşısında, hayranlıkla, iyi ki geldim dedi kendi kendine. Güllerin arasında coşkuyla hoplaya zıplaya dolaşırken, dostlarını selamlamayı da unutmadı.
”Selam katmerli gül…”
”Hoş geldin prenses!”
”Selam yalın kanat.”
”Selam bodur gül, selam çardak gül, selam pembe gül,” diyerek gezinip durdu.
Birden bir inilti geldi kulaklarına, etrafına bakındı ama bir şey göremedi, bu kez de ağlama sesi geldi. Biraz daha ilerleyen Gülbeyaz, beyaz bir gülün ağladığını görerek, yanına yaklaştı.
”Neden ağlıyorsun kardeşim” diye sordu.
”Bak görmüyor musun halimi?”
Beyaz gülün, taç kısmı sadece beyaz, çanak yaprakları ise kıpkırmızı olmuştu.
”Sen yaralanmışsın,” deyince, beyaz gül yine ağlamaya başladı.
”Evet, evet sabah bir bahçıvan gelip bana aşı yaptı, ne işe yarar bilmiyorum ama. Bak şimdi her yerim kıpkırmızı kan içinde, ne yaparım ben böyle, çok çirkin oldum, artık ben beyaz gül değilim” diyerek ağlıyordu.
Gülbeyaz üzgün olan beyaz gülü nasıl teselli edeceğini düşünürken, aklına güzel bir şey geldi.
”Bence sen, böyle çok daha güzel görünüyorsun,” deyince, beyaz gül şaşırdı.
”Nasıl yani? Çok güzel… Hayır, hayır, sen benimle alay ediyorsun.”
”Tabi ki senin üzülmeni istemiyorum, ama sözlerimde çok samimiyim.”
”Bak senin tacın, kraliçe beyazı, vücudun kırmızı, kolların pembemsi, bence çok harika
olmuş, düşün senin çocukların kırmızı, beyaz gül olacak, sen de onların sultanı olacaksın.”
”Sen haklısın prensesim, ben yeni bir gül cinsi yarattım galiba ve onların sultanı benim.”
”Sana teşekkür ederim Gülbeyaz, sen de tüm güllerin sultanısın. ”Gülbeyaz yorgun argın eve döndüğünde, anası ile babası sabırsızlıkla kucakladılar. O da, o gün başından geçenleri anlattı. Anne ile baba: ”Sen de bizim sultanımızsın,” dediler. Sen tek başına yeni bir gül nesli yarattın.
SONGÜL TOKER Şair ve çocuk masalları yazarı.


You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.