Temmuz 13th, 2010

BEN BİR RAKIYIM… Yüksel DAYANÇ

Gümüşlerin hüzün rengi
Süzülürken dudaklarının arasından
Bir kaçak gibi,
Ay ışığı hummalı haliyle,
Girerken pencerenden içeri,
Dumanlı gözlerinden
Bir damla yaş gönder bana,
Kimsenin bilmediği bir yerdeyim!
Ben bir rakıyım beyazlığımı görebilirsen.

Kızılcık şerbeti hikayeleri
Bir başka söylenir aşk’larda

Temmuz 13th, 2010

HASRETİNDE MEVSİMLERİ ÖYLE YAŞADIM BİLEMEZSİN – Yüksel DAYANÇ

Hasretinde ne mevsimler yaşadım bilemezsin.
Aramayı isterdim her dara düştüğümde,
Yanı sıra kahkahalarla güldüğümde.
Hatırlatayım isterdim.
Karanlıkların sabahı beklemesini,
Parmaklıklar ardındaki mahkumun
Hayatını özlemesini,
Hatırlatayım isterdim.
Şafaklarına kadar hüzünlerimizi gömdüğümüz,
Ağlayan gecelerde,
Çocuğun anne sütüne muhtacı nasılsa,
Hasretinde mevsimlerini öyle yaşadım bilemezsin.

Hasretinde ne mevsimler yaşadım bilemezsin.
Çare olurmuydu bir telefondan alo demek,

Temmuz 13th, 2010

HASRET MEKTUBUMDAKİ YALNIZLIĞIMSIN – Yüksel DAYANÇ

Sen günah değmemiş gözlerimsin.
Bakışlarındaki yok oluşuma,
Şahit hecelerimsin.
Ve ansızın umarsızca gezinen,
Hayalin gözlerime çarpar.
O sığ ve sonsuz,
Hasretlerinde ısrarlı,
Hasretinde kararlı,
Yusuf sabrında beklediğim,
Günah değmemiş gözlerimsin

Temmuz 13th, 2010

YAŞAMAMIN ANLAMINI YAZACAĞIM HER SABAH DOĞAN GÜNEŞE YENİDEN – Yüksel DAYANÇ

Kırık sulardaki yüreğimi,
Sakalının askısındaki kefelerine böldüm.
İndirdim gözlerindeki yıldızlarımı.
Süzdüm sevdalanmış tülbentlerden.
Ertesine gömdüm senden kalandan.
Şişirilmiş koyun derisiydin,
Seni sıyırırken hayatımdan
Suyun yüzünde yatıyor ceset halin.

Güz akşamlarında başlattım ölümsüzlüğümü
Sakalının sağ kefesindeki sana veda ederken
Ayna yüzümde yansıyan,
Işık ötesine vuran gözlerimin akışı,
Sakalının sol kefesinde topladığım aşklarımdı.
Vurgun yemiş halim,

Temmuz 13th, 2010

AHU YÜZLÜ LEYLA’M – Yüksel DAYANÇ

İnci esrarlı gözlerin,
Mağrur bakışların,
Yırtar geceyi.
Gözlerindeki;
Çöl yangını yeri,
Susuz,
Yağmursuz.
Ne bir umut,
Ne bir bekleyiş,
Düşer yangın yerine.
Gözlerindeki esrime;
Buruk,
Arık,
Küskün.
Unutulmuş dönencede

Temmuz 8th, 2010

Fakir Baykurt

1929 yılında Akçaköy/Yeşilova-Burdur’da doğdu. Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirince (1948) beş yıl köy öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki öğrenimini tamalayınca da (1955) ortaokul öğretmeni olarak Sivas,

Hafik ve Şavşat’ta çalıştı, ilköğretim müfettişliği yaptı, TÖS ( Türkiye Öğretmenler Sendikası) ve TÖDMF ( Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu ) Genel Başkanı oldu. Baykurt bu etkinliklerinden ötürü 1971’ de sıkıyönetimce tutuklandı

Haziran 20th, 2010

Haydi Sen Gel Benimle / Songül TOKER

Haydi Sen Gel Benimle / Songül TOKER

Haziran 3rd, 2010

Bu gece ruhum

Bu gece ruhum
Notalar üstünde dolaşmakta
Piyanonun klavyelerinde
Ucmakta bu gece
Canhiraş konçertosu
Çalmaya başladı
Hüzün kokuyor
Arka bahçede
Aşk violinin
Kaypak tellerinde inlerken
Her telinde ayrılık acısı
Her telinde suskun bir sitem
kelebeğin kanat çırpısında

Mayıs 23rd, 2010

Aç Çocuklar, Songül TOKER

Uyanırım!!!
Kabus dolu uykularımdan
Gözlerimin önünden
Çocuklar geçer bir, bir
Afrika’dan, Asya’dan
Yarı çıplak
Yarı aç
Hastalıktan kurumuş bedenler
Pirinç tarlalarında
Kahve ağaçlarında
Pamuk tarlalarında
Çocuklar ala bildiğine

Mayıs 17th, 2010

“EKMEK ALMAK ya da ALMAMAK” İŞTE MESELENİN ÖNEMLİ BİR KISMI BU!

Bir Pazar sabahı, annemin çok kızmasına rağmen yine erkenden kalkmış, ‘Aman uyanmasınlar’ sessizliğiyle, abonesi olduğum çizgi filmi izliyordum.
Bilirsiniz Pazar günleri kasvetlidir, hele de baskın bir baba varsa hiç çekilmez böyle tatil günleri. Üstüne üstlük ertesi gün de okul varsa; hani şu beden eğitimi derslerinde matematik yapılan…
Annem yine her zamanki gibi son anda: